27 Nisan 2010 Salı

Metamalzemeci Tanju Günlükleri

Kanatlarım
geceye eştir
Ruhum
sana bağlıdır
Beklerim
hizmetinde gözlerim
Yorulur
uykuya dalarım

Bir sabah uyandığımda
Gazabının karşısında
Benden kalan
Yok hiç eser
Geriye kalanlar
Neye Yeter
Kime Yeter


-----------------------------
Ulaş'tan Hard Rock'a yeni sözler.

14 Nisan 2010 Çarşamba

But I feel; I'm growing older
And the songs that I have sung; echo in the distance,
Like the sound of a windmill going round..

1 Nisan 2010 Perşembe

Havayı yararak ilerliyordu ruhum. Birer uzantısı yoktu sözlerimin.
Bunca yıl yaşadım -ki damlanın düşüş süresinden fazla- kim bilir kimler gördü, kimler duydu. Dağılışı muhteşem gözlerinin ve bir de sesi vardı. Tütüyordu dumanı, yeni yanmıştı belli ki. Seçilmiş heceler; muhteşem sesliler ve sessizler; kimisi beni sever, kimisi ölür.

8 Mart 2010 Pazartesi

dırırın

İçimde saklı 3 canavar,
Siyah mavi kırmızıdan.
Hep orda durup sana bakarlarr,
Binlerce hesap, aklın almaz.

Korkuturlar,
Kandırırlar,
ve Saldırırlar..

Kendi gölgenden bile kork,
Gördüklerin san ki hayal.
Aldığın nefes, belki bu son,
Dönüş yok artık, kaçışın olmaz.

28 Aralık 2009 Pazartesi

Strange World

Hayal kurabileceğin tek yerde
Burada yaşamak, gözüktüğü gibi değil.
Beyazın gemisi, gökyüzündeki ışık,
Kimse bir nedenden ötürü orda değil.

Aslında gerçekten orda değil, burdayım
Gülümseyen yüzlerin nadirliğinde.
O zaman hadi, uzayın en derinine yürüyelim,
Burda yaşamaktan kastım bu mekan değildi zaten.

Yapraklar yeşil, çimenler güçlü, kızlarsa en yoğununda kırmızı şarabın.
Bak aşk, kanıtlanmamış bir rüyayı daha kanıtlar,
Burda yaşamak demek, yaşlanmamak..

İz süren ışıklar büyüdü yerden,
Ağladığımda hiç ses çıkmadı.
Bütün duygularım tutulamaz ya,
Bu yeni garip dünyamda mutluyum.

Iron Maiden-Strange World

26 Aralık 2009 Cumartesi

Geçiş

Sol ayak ve ardından sağ, gözleri üzerinde yürüdüğü kaldırımdaydı. Göz kapaklarının sıcaklığı onları açıp kapattıkca buzdan gözlerine birer yeni dünyaydı. Göz kapaklarını daha fazla kapalı tutmalıydı. Gözlerinin kapanıp açılma süresi uzakdıkca daha mutlu bir hal alıyor, vicudu gevşiyordu. Artık zaman da göz kapakları gibi yavaşlamıştı. Bir anda mevsim kıştan ilkbahara döndü. Sıcak bir rüzgâr onu kollarının altından kavradı. Hafifce gülümsedi ve kafasını kaldırımdan ufka kaldırdı. Gürültü , yerini, yerinde uzatılmış notalara bıraktı. Yürümeye devam ediyordu. Sol ayak ve ardından sağ...

22 Eylül 2009 Salı

Eğildim, avucuma aldığım su parmak aralarımdan sızıp tükenmeden ağzıma yetiştirebileceğim kadar eğildim. İlk avuçta içebildiğim kadarı beklediğim ve istediğimden azdı. Serin ve tatlıydı. Tek elimi tekrar suya daldırdım. Bileğimden tutuldum. Aslında elimi güçlüce çeksem kurtulabilirdim, fakat çekmedim. Beni tutanın ne olduğunu anlamaya çalıştım. Su durulduğunda onu gördüm. Gözlerinin içine baktım. Bunca yıl koşturup, bugün yorgunluğu erdeme çevirmeye çalışan bir adam gibi tek kelime etmeden ona bakıyordum. Sanki o beni bileğimden tutmasa da ona bakardım der gibi bakıyordum. Çatık kaşları şaşkınca gevşedi. "Ne yaptığını sanıyorsun sen?" dedi. "Susamıştım sadece" dedim. "E ben de acıkınca seni yesem hoşuna gider mi?" dedi. Kendimi durduramayıp gülmeye başladım. Sanırım dereyle konuşuyordum. "E ama herkes içiyor bu sudan" dedim. Tekrar kaşları çatıldı, adeta gözleri döndü. "Kimmiş onlar...Bu insan milletinin uyuyana hiç saygısı yok ki..." dedi. Biraz duraksadı sonra bir kaç kilometre ötedeki başka bir derenin ne halde olduğunu sordu. İyi yani dedim, sonuçta akmaya devam ediyor, nasıl olabilir ki. İç çekti. "Peki iç" dedi, "İç ama matarana da doldur benden biraz, daha sonra ona uğrarsan içine dökersin beni. Uyanıksa selamımı da söyle.".
Bir avuç daha içtim, sonra mataramın aldığı kadarını yanıma alıp yola koyuldum...