Hayal kurabileceğin tek yerde
Burada yaşamak, gözüktüğü gibi değil.
Beyazın gemisi, gökyüzündeki ışık,
Kimse bir nedenden ötürü orda değil.
Aslında gerçekten orda değil, burdayım
Gülümseyen yüzlerin nadirliğinde.
O zaman hadi, uzayın en derinine yürüyelim,
Burda yaşamaktan kastım bu mekan değildi zaten.
Yapraklar yeşil, çimenler güçlü, kızlarsa en yoğununda kırmızı şarabın.
Bak aşk, kanıtlanmamış bir rüyayı daha kanıtlar,
Burda yaşamak demek, yaşlanmamak..
İz süren ışıklar büyüdü yerden,
Ağladığımda hiç ses çıkmadı.
Bütün duygularım tutulamaz ya,
Bu yeni garip dünyamda mutluyum.
Iron Maiden-Strange World
28 Aralık 2009 Pazartesi
26 Aralık 2009 Cumartesi
Geçiş
Sol ayak ve ardından sağ, gözleri üzerinde yürüdüğü kaldırımdaydı. Göz kapaklarının sıcaklığı onları açıp kapattıkca buzdan gözlerine birer yeni dünyaydı. Göz kapaklarını daha fazla kapalı tutmalıydı. Gözlerinin kapanıp açılma süresi uzakdıkca daha mutlu bir hal alıyor, vicudu gevşiyordu. Artık zaman da göz kapakları gibi yavaşlamıştı. Bir anda mevsim kıştan ilkbahara döndü. Sıcak bir rüzgâr onu kollarının altından kavradı. Hafifce gülümsedi ve kafasını kaldırımdan ufka kaldırdı. Gürültü , yerini, yerinde uzatılmış notalara bıraktı. Yürümeye devam ediyordu. Sol ayak ve ardından sağ...
22 Eylül 2009 Salı
Eğildim, avucuma aldığım su parmak aralarımdan sızıp tükenmeden ağzıma yetiştirebileceğim kadar eğildim. İlk avuçta içebildiğim kadarı beklediğim ve istediğimden azdı. Serin ve tatlıydı. Tek elimi tekrar suya daldırdım. Bileğimden tutuldum. Aslında elimi güçlüce çeksem kurtulabilirdim, fakat çekmedim. Beni tutanın ne olduğunu anlamaya çalıştım. Su durulduğunda onu gördüm. Gözlerinin içine baktım. Bunca yıl koşturup, bugün yorgunluğu erdeme çevirmeye çalışan bir adam gibi tek kelime etmeden ona bakıyordum. Sanki o beni bileğimden tutmasa da ona bakardım der gibi bakıyordum. Çatık kaşları şaşkınca gevşedi. "Ne yaptığını sanıyorsun sen?" dedi. "Susamıştım sadece" dedim. "E ben de acıkınca seni yesem hoşuna gider mi?" dedi. Kendimi durduramayıp gülmeye başladım. Sanırım dereyle konuşuyordum. "E ama herkes içiyor bu sudan" dedim. Tekrar kaşları çatıldı, adeta gözleri döndü. "Kimmiş onlar...Bu insan milletinin uyuyana hiç saygısı yok ki..." dedi. Biraz duraksadı sonra bir kaç kilometre ötedeki başka bir derenin ne halde olduğunu sordu. İyi yani dedim, sonuçta akmaya devam ediyor, nasıl olabilir ki. İç çekti. "Peki iç" dedi, "İç ama matarana da doldur benden biraz, daha sonra ona uğrarsan içine dökersin beni. Uyanıksa selamımı da söyle.".
Bir avuç daha içtim, sonra mataramın aldığı kadarını yanıma alıp yola koyuldum...
Bir avuç daha içtim, sonra mataramın aldığı kadarını yanıma alıp yola koyuldum...
20 Eylül 2009 Pazar
12 Eylül 2009 Cumartesi
Sırtını ağaca yasla ve ağaç ol. Seni kesip yontucaklar. Özün belki de bir ok olacak. En tepedeyken özgürlük geri dönmek ve ağaç olmak olacak. İlk baharda yeşillenip, son baharda sararmak, yapraklarını dökmek isteyeceksin. Dönemeyeceksin elbette. O yüzden sen iyisi mi sırtını ağaca yaslama. İnsan kal. Onlar seni kestiğinde, yonttuğunda anlama, farkına varama. Seni savaşa götürdüklerinde o oku atma ama. Kimseyi öldürme. Ben seni tanıyorum. Bir gün zorlayacaklar kolundan tutup. Zorla da götürseler o oku atma. İyisi mi sen insan kal. Bu güne kadar seni yonttular zaten. Bundan sonra kimseye izin verme. Ben seni tanıyorum, evet tanışıyoruz bir yerlerden. O ağacı kesme kardeşim. O ağaç benim. Ama vazgeçtim gel bana yaslan. Ama bana kıyma.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)